PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : İslam Tarihi (Mekke Dönemi)



tersinim
11-06-2012, 21:14
DAYANAKLAR

Kuran-ı Kerim:

Adiyat Ahzap - Al-i-İmran - Ahkaf - Ankebut - Araf - Bakara - Casiye - Cin - Cuma - Duhan - Hicr - En'am - Enbiya - Enfal - Fatır - Fecr - Fetih - Furkan - Fussilet - İbrahim - İsra - Hac - Hadid - Hakka - Haşr - Hicr - Hucurat - Hud - İsra - Kalem - Kamer - Kehf - Kasas - Lokman - Maide - Mearic - Meryem - Müddesir - Mûminûn - Mumin- Mürselat - Mümtehine - Nahl - Naziat - Necm - Neml - Nisa - Nuh - Nur - Rahman - Rum - Sad - Saff - Saffat - Sebe - Secde - Şuara - Tahrim - Tevbe - Tur - Taha - Yasin - Yunus - Yusuf - Zariyat - Zuhruf

Kuran-ı Kerim Meal ve Tefsirleri

Sahih Hadisler

Dört İncil

= = =

FAYDALANDIĞIMIZ ESERLER

Abdullah Aydemir=İslami kaynaklara göre peygamberler
Ahmet b.Hanbel=Müsned
Ahmet Cevdet Paşa= Kısas-ı Enbiya
Belâzuri=Ensabu'l Eşraf
Beyhaki=Delailin Nübüvve
Beyhaki=Sünen
Bünyamin Ateş= Peygamberler tarihi
Buhari=Sahih
Büyük İslam Tarihi (Kurul)
Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi
Ebul Ferec ibn.Cevzi=El Vefa
Ebul Fida=Elbidaye vennihaye
Ebu Nuaym=Delailün Nübüvve
Diyarbekri=Hamis
Halebi=İnsanüluyun
İbn.Abdulberr=İstiab
İbn. Esir=Kâmil
İbn. Haldun=Tarih
İbn.İshak-İbn. Hişam= Sîre
İbn.Kayyım=Zadülmead
İbn. Kesir= Kuran tefsiri
İbn. Sa'd=Tabakat
İbn. Seyyid=Uyûnul Eser
İmam-ı Gazali= İhya
Kastalani=Mevahibülledüniyye
Maurice Bucaille=Müsbet ilim yönünden Tevrat, İnciller ve Kuran
Muhammet Hamdi Yazır=Hak dini, Kuran dili
M.Asım Köksal=İslam Tarihi
M.Asım Köksal=Peygamberler tarihi
Müslim=Sahih
Taberi=Tarih
Yakubi=Tarih
Zehebi=Tarih-ül İslam

= = =

Gönlünün Allah ve Peygamber sevgisiyle dolu, dolu olduğunu iyi bildiğim ve bu konu da pek çok kişiyle birlikte şahadette bulunabileceğim dünyalar güzeli, Cennetmekan pek sevgili anneciğime ithaf olunur.

Lütfen onun ve ahrete intikal etmiş diğer Müslüman kardeşlerimizin ruhlarına bir FATİHA okuyunuz.

= = =

İÇİNDEKİLER

NİÇİN SİYER İLMİ?

HZ. MUHAMMEDİN (a.s.v) SOYU VE YAKINLARI

HZ. MUHAMMED’İN (a.s.v) BEKLENİŞİ

Cahiliye Dönemi Putlarından Örneklemeler

İsa'dan Sonra Altıncı Yüzyılda Arap Yarımdasındaki Siyasi-Ekenomik ve Sosyal Durum.

CAHİLİYE DÖNEMİNDE HANİF DİNDE OLANLAR

PEYGAMBERİMİZİN GELECEĞİ KONUSUNDAKİ MÜJDELER

NÜBÜVVETİN GELİŞİ

tersinim
11-06-2012, 21:15
NİÇİN SİYER İLMİ?


Bismillahirrahmanirrahim

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla!

O Allah ki eşi ve şeriki yoktur. Din gününün sahibidir.

Yerdekilerin, göktekilerin ve ikisi arasındakilerin sahibi Odur. Onun her şeye gücü yeter. Yalnız Ona ibadet eder, yalnız Ondan yardım dileriz.

Şanı yüce Allah (cc) insanı yarattı. Doğru yolu bilsinler diye peygamberler gönderdi. Yüz yirmi dört bin peygamberin yalnız yüz otuz beşine kitaplar verdi. Peygamberlerden kimini bize bildirdi, kimini bildirmedi.

Siyer ilmi peygamberlerin hayatını anlatan ilim demektir.

İnsanlar inandıkları, rehber edindikleri peygamberlerini yüceltmek istemişler, her kavim peygamberini ululamaya çalışmış; onlara olmadık sıfatlar yakıştırarak hayatlarına israiliyat dediğimiz hurafeler karıştırmışlardır.

Fakat bir peygamber vardır ki onun hayatı bir Güneş gibi apaçıktır. O ahirzaman peygamberi Hz. Muhammed(a.s)tir.

Onun hayatı Kuran-ı Azimüşşanın en doğru tefsir edilerek yaşanmış şeklidir.

O yaşam ki Allah'ın sevgilisi olduğu halde dünya nimetlerini bir kenara itivermesi; inananlar kolayca örnek alıp, taklit edebilsinler diye son derece sade ve gösterişsiz bir hayatı tercih etmesinin sonucudur.

Düşününüz ki dünya nimetlerinin en iyilerini, en güzellerini sahip olma şansı olduğu halde O bunlara itibar etmemiş, hayatı boyunca üç gün üst üste karnı tok olduğu halde yatıp uyumamıştır.

Karnını taş bağlayıp, açlığını yatıştırmaya çalışanlardan biri de Odur.

Henüz anne karnındayken babasını kaybedip yetim kaldı.

Beş yaşındayken annesini kaybetti. Hem yetim hem öksüz kaldı. Hz. Fatıma dışındaki evlatlarıyla iki hanımını kendi elleriyle kabre koydu. En büyük acı olan evlat acısını defalarca tattı.

O Allah'ın Resulü ve Habibi olduğu halde acılarla terbiye edildi.

O hayatını maddiyatla değil de manevi güzelliklerle bezemiş; gelmiş, geçmiş en büyük insan, Allah'ın kulu ve resulüdür.

Hayatının bir güneş gibi apaçık olması, israiliyet türü hiç bir hurafenin karışmaması biz Müslümanlar için bulunmaz bir nimettir.

Bulunmaz bir nimettir çünkü Onun yaşayışını taklit ederek ulaştığı yüksek makamların şeref ve mükâfatlarından bir nebzecikte olsa pay alabiliriz. En zengininden en fakirine kadar hiç bir Müslüman'ın onu taklit etmekten alıkoyan haklı bir gerekçesi olamaz.

Biz Onun hayatında sevgi, şefkat, merhamet, alçak gönüllük, sabır, af, cesaret, yiğitlik gibi insani meziyetlerin en güzel örneklerini görürüz.

Bir bakıma onun hayatının öğrenirken asr-ı saadet dönemini birlikte yaşarız.

Onun ashabından, kapı dibi komşularından biri oluruz. Onunla birlikte dertlenip kederlenir, onunla birlikte acılar çeker, onunla birlikte seviniriz.

Güzel yüzünü görür, tatlı sesini dinleriz. Bedir de, Uhud da onunla birlikte savaşırız. Onunla birlikte gazalara çıkarız.

Bir bakıma bizzat kendisi tarafından müjdelenmiş olan Onu görmeden sevenlere vaat edilen en yüksek, en üstün makamlara ulaşma şansımız olur. Onu öğrenelim ve Onun gibi yaşamaya çalışalım.


Hüdai ÇAKMAK

tersinim
11-06-2012, 21:15
HZ. MUHAMMEDİN (a.s.v) SOYU VE YAKINLARI

Peygamber efendimiz Kureyş kabilesindendir. Kureyş kabilesi ise aynı soydan gelmekteydi. Fertleri uzaktan, yakından birbirleriyle akrabaydı. Bu nedenle birbirlerine; amcamın oğlu, kardeşimin oğlu ya da amcamın kızı, kardeşimin kızı diye hitap etmekteydiler.

İslam tarihindeki olayları tam manasıyla anlayabilmek, doğru irdeleyebilmek için peygamber efendimizle kavmi arasındaki akrabalık ilişkilerini de yakından bilmek gerekir.

Fakat daha önce belirttiğimiz gibi peygamber efendimizin soyu Kureyş kavmi ile iç içedir. Bu bile başlı başına çok geniş ve derin bir konudur. Biz burada sadece peygamber efendimizin soyu ile İslam tarihinde adı geçen kişilerden bahsedeceğiz.

= = =

Peygamber efendimiz soyu konusunda dedesi Abdülmuttalibten sonra yirminci atasına kadar zikredilmesine izin vermiştir. Buna göre O:

Muhammed (a.s.v) b. Abdullah b. Abdülmuttalib (Şeybe) b. Haşim (Amr) b. Abd-i Menaf (Mugire) b. Kusayy (Zeyd) b. Kilab b. Mürre b. Kâb b. Lüey b. Galip b. Fihr b. Malik b. Nadr b. Kinâne b. Hüzeyme b. Müdrike (Amir) b. İlyas b. Mudar b. Nizar b. Maad b. Adnandır.

Peygamberimizin soyu Adnandan kırk ata sonra İsmail b. İbrahime (a.s.) gelip dayanır.

Peygamberimizin ataları konusunda daha geniş bilgi isteyen okuyucularımız ikinci cildimize (Cahliye Dönemi) müracaat edebilirler.

= = =

Peygamberimizin babası Haşim oğullarından Hz. Abdullah b. Abdülmuttalibtir.

Peygamberimizin annesi Zühre oğullarından Hz. Amine bint-i Vehbtir. Bu nedenle Zühre oğulları peygamberimizin dayısı durumundadır.

Ashab-ı Kiramdan Hz. Sad b Ebi Vakkas Zühre oğullarındandı. Peygamber efendimiz kendisine dayım diyerek iltifat buyururdu.

= = =

Peygamberimizin anneannesi Abdüddar oğullarından Berre bint-i Abdüluzzadır.

Peygamberimizin babaannesi Mahzum oğullarından Fatıma bint-i Amrdır.

Peygamberimizin anne yönünden dedesi Vehb b. Abd-i Menaf b. Zühredir.

Peygamberimizin baba yönünden dedesi Abdülmuttalib b. Haşimdir.

Görüldüğü gibi peygamberimiz soyca baba tarafından Haşim oğullarına, anne tarafından Zühre oğullarına, anneanne tarafından Abdüddar oğullarına, babaanne yönünden ise Mahzum oğullarına gelip dayanmaktadır.

= = =

Peygamberimizin dedesi Abdülmutalibin annesi Selma bint-i Amr hatun Medinede oturan Neccar oğullarındandı. Bu nedenle Neccar oğulları peygamberimize dayı düşmekteydiler.

Peygamberimizin dedesinin dedesi Abd. Menaf b. Kusayyın annesi Cürhümîlerden (Huzaâlardan) Hubba Hatun idi.

Bu nedenle Cürhümilerde (Huzaâlarda) peygamberimize dayı düşmekte idiler. Huzaâlar ile Haşim oğulları her zaman birbirlerine yakın durmuşlar ve yardımcı olmuşlardır.

= = =

Sakiflerden Benî Sad b Bekir kabilesi peygamberimize süt anneliği ve kardeşliği yönünden yakındılar.

Arap gelenek ve göreneklerine göre süt anneliği ve kardeşliği gerçek anne ve kardeşlerden farksızdır. Bu nedenle bu bağ son derece güçlüdür ve ömür boyu sürmüştür.

= = =

Peygamberimizin büyük, büyük dedesi Kusayy b. Kilabın annesi Fatıma bint-i Sad, kocasının ölümünden sonra Kudaâlardan Rebia b Haram ile evlenmiş olduğundan peygamberimizle Kudaâlar arasında akrabalık bağı kurulmuştur.

= = =

Peygamberimizin zevceleri:

1-Ümmül müminin Hz. Hatice bint-i Hüveylid (r.anha)

2- Ümmül müminin Hz. Sevde bint-i Zema (r.anha)

3- Ümmül müminin Hz. Aişe bint-i Ebu Bekir (a.anha)

4- Ümmül müminin Hz. Meymune (r.anha)

5- Ümmül müminin Hz. Ümmü Habibe (r.anha)

6- Ümmül müminin Hz. Ümmü Seleme (r.anha)

7- Ümmül müminin Hz. Zeynep bint-i Cahş (r.anha)

8- Ümmül müminin Hz. Zeynep bint-i Huzeyme (r.anha)

9- Ümmül müminin Hz. Safiye (r:anha)

10- Ümmül müminin Hz. Hafsa bint-i Ömer (r.anha)

11- Ümmül müminin Cüveyriye bint- Haris (r.anha)

12- Ümmül müminin Hz. Mariye (r.anha

Ümmül müminin Hz. Hatice bint-i Hüveylid (r.anha) ile Ümmül müminin Hz. Zeynep bint-i Huzeyme (r.anha) peygamberimizin sağlığında vefat etmişlerdir.

Peygamber efendimizin vefatından sonra Ümmülmüminin olan hanımları içinde ilk vefat eden Zeynep bint-i Cahş (r.anha) en son vefat eden ise Hz. Ümmü Selemedir (r.anha)

Peygamberimiz yukarıda belirtilenler dışında Esma bint-i Numanel Kindî ile hicretin dokuzuncu yılında evlenmiş ise de bu kadın, onu çekemeyen bazı kadınların oyununa gelmiş, peygamberimizin onaylamadığı bazı davranışlarda bulunmuş, peygamberimizde onu gerdeğe girmeden babasının evine göndermiştir.

Peygamberimiz Reyhane isminde bir hanımla nikâhlanmış ise de kadının vücudunda hastalık belirtisi bazı alacalar bulunduğundan gerdeğe girmemiştir.

= = =

Peygamberimizin erkek evlatları:

1-Hz. Kasım.

2-Hz. Abdullah

3-Hz. Tayip

4- Hz. Tahir

5-Hz. İbrahim

= = =

Peygamberimizin kız evlatları:

1-Hz. Zeynep (r.anha)

, 2-Hz. Rukayye (r.anha)

3-Hz. Ümmü Külsüm (r.anha)

4-Hz. Fatımatüzzehra (r.anha)

Hz. İbrahim dışındaki evlatlarının annesi Hz. Hatice bint-i Hüveylidtir. Hz. İbrahimin annesi Hz. Mariyedir.

Bazı kaynaklarda Hz. Tayip ve Hz. Tahirin aynı çocuk olduğu şeklinde bir rivayet vardır. Bu rivayet doğru ise peygamberimizin dört kız, dört erkek evladı olmuş olur.

Peygamberimizin erkek evlatlarının hepside küçük yaşlarda vefat etmişlerdir.

Hz. Fatıma dışındaki bütün evlatları peygamberimizin sağlığında vefat etmişlerdir.

Bu durumda peygamberimiz bazı kaynaklara göre sekiz, bazı kaynaklara göre de yedi defa evlat acısını tatmış, iki hanımını da kendi elleriyle defnetmiştir.

= = =

Peygamberimizin damatları:

1-EbulAs (r.a) (Hz. Zeynebin kocasıdır.)

2-Hz. Osman b. Affan (r.a) (Hz. Rukayye ile Hz. Ümmü Külsümün kocasıdır.

3-Hz. Ali b. Ebu Talip (k.v) (Hz. Fatımatüzzehranın kocasıdır.

= = =

Peygamberimizin erkek torunları:

1-Abdullah b. Osman (Annesi Hz. Rukayyedir)

2-Hasan b. Ali (r.a) (Annesi Hz. Fatımatüzzehradır.)

3-Hüseyin b. Ali (r.a) (Annesi Hz. Fatımatüzehradır.

Peygamberimizin kız torunları:

1-Hz.Zeyneb bint-i Ali (Annesi Hz. Fatımatüzzehradır.

2-Hz.Ümmü Külsüm Bint-i Ali (Annesi Hz. Fatımatüzzehradır.)

Peygamber efendimizin ilk sütannesi amcası Abdüluzzanın (Ebu Lehebin) cariyesi Süveybe Hatundur.

= = =

Peygamberimizin süt kardeşleri

Süveybe hatun oğlu Mesruk ile birlikte peygamber efendimizi, Hz. Hamza b. Abdülmuttalibi (r.a) ve Ebu Seleme b. Abdülesedi (r.a) de emzirmiştir.

Peygamberimizin ikinci süt annesi Benî Sad b Bekir kabilesinden Ebu Zueyb Abdullah b. Harisin hanımı Halime Hatundur.

Buna göre peygamberimizin sütkardeşleri:

Mesruk (Süveybe hatun emzirdi)

Hz. Hamza b. Abdülmuttalib (r.a) (Süveybe hatun emzirdi)

Ebu Seleme b. Abdülesed (r.a) (Süveybe hatun emzirdi)

Abdullah b. Abdullah (Halime hatun emzirdi)

Şeyma bint-i Abdullah (Halime hatun emzirdi)

Üneyse bint-i Abdullahtır. (Halime hatun emzirdi)

Arap kültüründe sütkardeşliği çok önemlidir. Süt kardeşlerin birbirleriyle evlenmeleri haramdır. Süt kardeşlerin öz kardeşlerden herhangi bir farkı yoktur.

= = =

Peygamberimizin dadısı Ümmü Eymen Berekedir.

Peygamberimizin gerçek annesi yerine koyup sevip, saydığı ve diğerlerinden ayrı tutup değer verdiği dört kadın vardır.

Bunlar:

1-Halime hatun (peygamberimizin sütannesi)

2-Fatıma bint-i Esed (r.anha) (Ebu Talibin hanımı. Peygamberimizi bakıp, büyüten kadın.)

3-Ümmü Eymen Bereke (r.anha) (Peygamberimizin dadısı)

4-Süveybe hatun (Doğduğunda peygamberimizi emziren kadın)

Peygamberimiz sağlıklarında bu dört kadını sık, sık ziyaret eder, sevgi ve saygı gösterir, ikramlarda bulunurdu.

= = =

Peygamberimizin amcaları (yaş sırasına göre):

1-Haris..Annesi Semra Bint-i Cündübtür

2-Zübeyr..Annesi Fatıma Bint-i Amr

3-Ebu Talib (Abd-i Menaf)Annesi Fatıma bint-i Amr

4-Ebu Leheb (Abdüluzza). Annesi Lübna Bint-i Hacer

5-Kusem.. Annesi Fatıma Bint-i Amr

6-Dırar Annesi Nüteyle Bint-i Cenab

7-Mukavvim(Abdülkâbe).Annesi Hale Bint-i Vüheyb

8-Hacl (Kaydak)..Annesi Hale Bint-i Vüheyb

9-Abbas..Annesi Nüteyle Bint-i Cenab

10-Hamza..Annesi Hale Bint-i Vüheybdir.

Peygamberimizin dedesi Abdülmuttalib en büyük oğlu Harise nispetle Ebül Haris künyesiyle künyelenmiştir. Beş numarada belirtilen Kusem küçük yaşta vefat etmiştir.

= = =

Peygamberimizin halaları olan Abdülmuttalibin kızları ve bu kızların anneleri şunlardır.

1-Safiyye..Annesi Hâle Bint-i Vüheyb

2-Ümmü Hakîm Beyza.. Annesi Fatıma bint-i Amr

3-Âtike.. Annesi Fatıma bint-i Amr

4-Ümeyme… Annesi Fatıma bint-i Amr .

5-Ervâ Annesi Fatıma bint-i Amr

6-Berre. Annesi Fatıma bint-i Amr

= = =

Peygamberimizin amcaoğulları:

1-Talib b. EbuTalib

2-Âkil b. Ebu talib

3-Cafer b. Ebu Talib (r.a)

4-Ali b. Ebu Talib (k.v)

5-Utbe b. Abdüluzza (Ebu Leheb)

6-Uteybe b. Abdüluzza (Ebu Leheb)

7-Abdullah b. Abbas (r.a)

8-Fadl b. Abbas (r.a)

9-Kusem b.Abbas (r.a)

= = =

Peygamberimizin amcakızları:

1-Ümmü Hani Fahite bint-i Ebu Talib (r.anha)

2-Fatıma bint-i Hamza b. Abdülmuttalib (r.anha)

= = =

Peygamberimizin halaoğulları:

1-Zübeyr b. Avvam ( Annesi Hz. Safiye bint-i Abdülmuttalip)
Zübeyr b. Avvam aynı zamanda Ümmülmüminin Hz. Hatice Bint-i Huveylidin kardeşi Avvamın oğludur. Bu nedenle Hz. Hatice Zübeyr b. Avvamın halasıdır. Zübeyr b. Avvamın hanımı Esma Bint-i Ebu Bekir Ümmül-müminin Hz. Aişe Bint-i Ebubekirin ablasıdır. Hz. Aişe Abdullah B. Zübeyrin teyzesi olur.

2-Tuleyp b. Ümeyr (Annesi Hz. Erva Bint-i Abdülmuttalip)

= = =

Peygamberimizim halakızları:

1-Ümmülmüminin Hz. Zeynep bint-i Cahş

= = =

Peygamberimizin üveyoğulları:

1-Hind b.Ebi Hâle (r.a) (Annesi Hz. Hatice)

2-Hâle b. Ebi Hâle (r.a) (Annesi Hz Hatice)

3-Seleme b.Abdülesed (r.a) Annesi Ümmü Seleme

= = =

Peygamberimizin üvey kızları:

1-Hind bint-i Âtik (Annesi Hz. Hatice)

= = =

Peygamberimizin azatlıları:

1-Zeyd b. Harise

2-Ebi Kebşe

3-Enese



Devam edeceğiz.

tersinim
11-06-2012, 21:16
HZ. MUHAMMED’İN (a.s.v) BEKLENİŞİ

İsa (a.s) yüce Allah (c.c) tarafından göğe çekildikten sonra havariler dünyanın dört yanına dağıldılar. Bu, İsa’nın (a.s.) kendilerine olan vasiyetiydi. İsa (a.s) onlara:

-Yeryüzüne dağılınız. İnsanların akına karasına Rabbimin Nurunu götürünüz diye emretmişti.

İsa (a.s) sağlığında havarilerini gidecekleri yerleri belirtmişti. Buna göre:

1-Petros’a yanında müminlerden Bulus olduğu halde Rumiyye’ye,

2-Andrea ve Matta’ya insan yiyen zencilerin yurduna,

3-Tomas’a Babil ülkesine,

4-Yuhanna’ya Ashab-ı keyfin yurdu olan Efsus’a,

5-Yakub’a Oraşalım’a,

6-Simon’a Kuzey Afrika’daki Berberîler ülkesine gitmelerini emretmişti.

Havariler görevlerini layıkıyla yaptılar. Önlerine çıkan hiç bir zorluk onları yıldırmadı. İsa’nın (a.s) getirdiği Nuru yaymak için hiç bir fedakârlıktan kaçınmadılar. İşkencelere uğradılar, sürgün edildiler. İçlerinde bu uğurda canlarını verenler oldu.

Müşriklerin, özellikle Yahudilerin bütün engel olma çabalarına rağmen Hıristiyanlık bütün dünyaya süratle yayılmaya başladı. Bu ara İnciller kaleme alındı. Pek çok İnciller yazıldı. İncillerin sayısı yüzleri buldu.

İncillerin pek çoğu bazı konularda birbirleriyle çelişiyordu. Bu; yeni dini, önce kendi dinlerine benzetmeye, daha sonrada zayıflatmaya, içlerinde eritmeye çalışan Yahudilerin Hıristiyanları bölüp parçalamaya yönelik bir oyunuydu.

İlk Hıristiyanlardan yakalananlar çeşitli işkencelere maruz kalırlardı. Fakat onlar gerçek mümin kişilerdi. Aç aslanlara atılma; diri, diri yakılma gibi tüyler ürpertici işkencelere maruz kalmalarına rağmen dinlerinden dönmezlerdi.

Bu durum İsa’nın (a.s) doğumundan üç yüz on sene sonrasına kadar devam etti. Nihayet Roma imparatoru Konstantin Hıristiyanlılığı serbest bıraktı, İsevîlerin inançlarını rahatça yaşamalarına izin verdi.

İmparator Konstantin Roma’yı bırakarak bu gün İstanbul ismiyle anılan Konstantiniyye şehrini geldi, başşehrini buraya taşıdı.

Etrafına pek çok Hıristiyan toplandı. Konstantin’in kendisi de Hıristiyan oldu. Hıristiyanlığı imparatorluğunun resmi dini yaptı.

İmparator Konstantin’in Hıristiyan olması Hıristiyanlara pek büyük bir güç verdi. Süratle yayılıp, çoğaldılar.

Fakat İncil-i Şerif İsa’nın (a.s.) ağzından çıktığı şekliyle kaleme alınmamış, doğru bir şekilde zapt edilememişti.

İlk dönemlerde İncil insanların zihinlerindeydi. Yahudiler bundan çok kötü bir şekilde istifade ettiler.

Yeni dini zayıflatmak, bölüp parçalamak için birbirlerinden farklı pek çok İncil’in yazılmasına ön ayak oldular.

Birbirleriyle çelişen pek çok İncil’in bulunması Hıristiyanlar arasında uyuşmazlıkların, çözülmesi mümkün olmayan çetin ihtilafların ortaya çıkmasına neden oldu.

İnciller halktan gizlendi. Okumaları, öğrenmeleri engel olundu. Bunun sonucunda İncili okuyup yorumlayan halktan ayrı bir ruhban sınıfı oluştu.

İncil, ruhban sınıfların elinde kaldı. Geniş halk kitleleri haftadan haftaya yapılan ayinlerde papazların okuduğu belirli bölümler dışında İncil konusunda her hangi bir bilgiye sahip değildiler.

İnciller piskopos diye anılan bazı kişilerin yorumlarına bırakıldı.

Çeşitli İnciller olması nedeniyle İncilleri yorumlayan bu kişiler arasında kıskançlıklardan kaynaklanan amansız bir rekabet başladı. Bu kıskançlıkların doğurduğu rekabetse aralarındaki ihtilafları, anlaşmazlıkları çoğalttı.

Bu anlaşmazlıkların siyasi bir etkisi oldu. Sonunda Roma imparatorluğu doğu ve batı olmak üzere ikiye bölündü.

Roma imparatorluğunun bölünmesi Hıristiyanlığında ikiye bölünmesi demekti. Bu, aynı zamanda Hıristiyanlığın iki başlı olmasına neden oldu.

Aynı peygambere inanmalarına rağmen birbirlerine rakip hatta düşman iki parçaya ayrıldılar.

Hıristiyanlardan bir kısmı Roma’da bulunan papaya tabi oldu. Onlara Katolik denildi.

Diğer kısmı ise İstanbul’da bulunan patriğe bağlıydılar, onlara da Ortodoks adı verildi. Bunlarda aralarında pek çok mezheplere ayrıldılar.

Bu aralarda bir tevhit dini olan Hıristiyanlığa teslis akidesi sokuldu. Allah’ın babasız yarattığı bir kulu ve onun tertemiz bir bakire olan annesi birer ilah haline getirildi.

Böylece İsa’nın (a.s) getirdiği tevhit dini bozuldu; duruluğunu, güzelliğini kaybetti.

Bütün tevhit dinlerinde olduğu gibi İsa’da (a.s) şanı yüce Allah’a (c.c) şirk koşmayı en büyük günah saymakta, buna şiddetle karşı çıkmakta idi.

Fakat Hıristiyanlar kiliselerine Allah’a (c.c.) şirk olan tasvirler asmakta, bunlara tazimde bulunmakta bir sakınca görmediler. Böylece şanı yüce Allah’ın (c.c.) anılması, yalnız O’na ibadet edilmesi gereken kiliseler müşriklerin mabetlerine benzetildi.

Zamanla İsa’nın (a.s.) getirdiği bu güzel tevhit dini ağır, ağır yozlaştırıldı, bir kısım insanların menfaatlerine, siyasi çıkarlarına alet edildi.

Koyu bir taassup ve zulmet bir kere daha bütün dünyayı sardı, insanların ufuklarını kararttı.

Sevgiyi, merhameti, fedakârlığı, ana babaya, hısım akrabaya ve bütün insanlara saygıyı, onların haklarını korumayı öğreten ve emreden bu tevhit dini; insanlara zulmeden, onları diri, diri yakan, kalın urganlarla ayaklarından ve ellerinden bağlayıp, atlara çektirerek parçalatan, türlü işkencelerle inim, inim inleten, insanları hapishanelerde çürüten bir zulüm aracı hâline getirildi.

Engizisyon mahkemeleri kuruldu. Nice yüzyıllar bu mahkemeler koyu bir taassupla nice masum insanların kanına girdi.

Bu mahkemeler İsa (a.s.) adına insanları zulmediyor, onlara olmadık cezalar veriyor, işkenceler ediyor, öldürüyordu.

Ne gariptir ki bütün bunlar; yanağınızı vurana diğer yanağınızı çevirin güzel öğretisini getiren, henüz annesinin kucağında meme emen bir bebekken; Ben cebbar ve şaki bir kişi değilim diyen İsa (a.s.) adına yapılıyordu.

Zamanla kiliseler insanlara para karşılığı günahlarını affetmeye, cennetlerden bağlar, bahçeler satmaya başladılar. Bu yollarla inanılmaz servetler edindiler.

Halbuki o cennetler Allah’ın (c.c) muttakî kullarına bir ödülüydü. Tâat sahiplerinin, Allah’ın (c.c) emirlerine uyan, yasaklarından kaçınanların yeri ve hakkıydı. Onu başkalarına vaat etmeye, satmaya hiç kimsenin hakkı ve yetkisi yoktu.

Kiliseler dini bırakıp doğrudan siyasetin içine girdi. İnsanları olduğu gibi devletleri kontrol eden, onları yıkan ya da yeniden kuran bir güç oldu.

Böyle bir güç kiliselerin başında bulunanların başlarını döndürdü. Bu aynı zamanda kiliseler arasında da amansız bir rekabetin doğması demekti.

İnsanlar aynı dine inandıkları halde birbirleriyle amansızca savaştılar, İsa (a.s) adına birbirlerini öldürdüler. Allah (c.c) ve İsa (a.s); papaların, patriklerin, papazların siyasi çıkarları için kullandıkları bir meta haline geldi.


Devamı var.